27 Mart 2010 Cumartesi

biraz tatlı

nasıl biri o nasıl biri ?
uyumak üzereyim.
...
..
.

lacivert ve beyaz şekerler.birbirinine sürünen gıda boyaları.
bedenine sürünüyorum.
bedenime sürülüyorsun.
ben lacivertiyim damağın, sen beyazı.
dünyamızsa sadece bir buluttan ibaret.
ibretlere yağdırdığımız yağmur tüm hissizliği hisse boğuyor.
utancımız ve kıskançlıklarımız bir kere dahi olmamış.
çünkü ben lacivertim!
sense beyazmış.
bedenine sürünüyorum.
kirlilik değil bu.
bağlılıkta değil ,
hiç bir zaman anlamadım bağlılıkları !
ben laciverttim sadece.
sen beyazmışsın varsay.
temizlik saflık değil bu.
sahiplenmek değil , zaten sahibiz biz bize.
yükümlülük yok hiç.
yârenliğe eridim oldum olası.
bu sadece ;
ilelebet vuslattır açık maviye.

selamlar olsun , tekten tüme
tümden teke.


mazgalına tükürdüğüm istanbul aşığıyla şehirdir !

bomboş kulakları , süssüz..

-mazgallara takıldı gözlerim , bir aşığın yârenine aldığı küpeyi yutmuş kahpe.
nasılda obur,
nasılda pis ve alçak!
o küpeyi geri alacaklar senden . o küpe yârenin yârenine söylediği,aşk fısıltılarında ve kulağının kıyılarına yaptığı dil seferlerinde , sıcak nefeslerinde ürperen, ona yaraşır tüylerinde asılmayı bilecek!
(işte o zaman hepimiz baştan aşşağıya değişeceğiz)



20 Mart 2010 Cumartesi

kanadını çalan o alçak poyrazdır

ayakkabılarımın tabanını yaptıracaktım sadece , aşınmış . ondan o gün o sokaktan geciyordum. (ne bileyim ben böyle olacagını bilsem yeminler olsun ki tufan olsa genede sikayetci olmadan gider gelirdim işime o delik kunduralarımla);

dönüp normalde yüzüne bakmazdık o kadar bagırmasaydı. sadece deli dersin iste.
ama öyle bagırıyordu ki .
onu sadece ben duydum
bu nasıl bir acıdır ki bogazı patlayıncaya kadar bagırıyor ?
tasvir edemem o sesindeki çatalı , o duyurma istegini .
''- kanadını çalan o alçak poyrazdır!!! hezarfene bakın! kanadını çalan o alçak poyrazdır!!''
her tarafı pis ve kurak bir deliydi sadece benim icin , hepimiz icin .
normalde de biraz ürkütür deliler ama o bir farklıydı . nasıl anlatsam , o bunları bağıra bağıra söylerken galatadan gözlerini ayırmıyor ellerini semaya acmıs yalvarırcasına inandıgını çığırıyordu ve ardından karsılık verircesine bir ruzgar esiyordu ki sormayın.
ne bilirdim onunla duyacagımı ? bir deliye o kadar kulak verirsen sanada bulasır . siz sakın bir deliyi dinlemeyin benim gibi.


- hayır ! bunu yapamam , şimdi olmaz lütfen izin ver gideyim , hem ben ..

- kes sesini ! herkese duyurmak mı istiyorsun ? suan duymamaları gerek, şimdi olmaz amacımızı biliyorsun !
- ...
- asma yüzünü ama istedigin bu degil miydi ? en basından beri bunu arzulamıyor muydun ? düsünsene yüzlerindeki ifadeyi , ardından nasıl bagıracaklarını ve sen onların akıllarında bitmeyen nesillerce ölümsüz kalacaksın . vakit geldi .


''kanatlarımı taktığımda bir serçeden farksızdım . kalp atışlarımın hızlılığını duymalıydınız. şimdi galata bile bana saygıyla bakıyor . can dediğin kuş misali derlerdi ya hani . onun gibi işte. hepsine kanıtlayacağım . galata ! hazır ol, başlıyoruz. ''

can dediğin kuş misali . galataya gömün hezarfeni .

gördünüz mü hezarfen uçuyor ! hezarfene bakın! aynı kuş gibi !

ne bilecekler kanatlarının o heybetli kollarının arasından ruzgâra tav olup, kayıp gideceğini..


HEZARFEN ÖLDÜ!
şahadetini tek duyansa ölümüne sebep olan ruzgar oldu ..

(şahsım o kulenin önünde sadece kunduracı bakınırken. duydum hepsini .galata hezarfen'i anıyor , ruzgara eleminin hırsıyla isyan ediyordu , ruzgarsa cok alaycı bir tavırla bunları fısıldarken duydum her birini . inanın ki yaptım bunu .ki onlar dillerini bildiğimi farketmeden küçülüp arnavutların arasında bir eğreltinin yamacına saklandım.tan olup boyacı ali sandığının üzerine kurulup çayını yudumladığında anladım ki, eve geri dönebilirim . bu olayın üzerinden 2 gün 1 gece gecti. lütfen kaidesi istisnadan bile bozulabilecek bu mühim sırrı akıllarınızda saklayınız.
- evet bu olay o deliye acımam ve kunduramı tamir etmemden ibaret burada bitecekti .ancak istemeden yükümlü kaldıgım bu gercekleri duymam baştan aşşağı değiştirdi beni .sadece basit bir memurdum ben , fakir ve budala. ta ki ; o deli çılgınlığını bana da bulaştırıp beni bir âlim yapana kadar )

18 Mart 2010 Perşembe

pitoresk yapacaktık son söze cinas sızdı

ağzımızda bir türkü . yanmış..

nağmeleri atıyoruz sevdayla.

çok sevdalandık.

yalnızlığın türküsüdür dile her konan. yan dil yan.

yağmur mu yağıyor ne ?



bu akşamüstü onun ıslaklığını arıyor dilim . dokunma dudaklarıma yağmur.gün gelir adına yalvart ama dokunma bana. sen bile haramsın sanki.meyletme beni. bir türkü ki . sanki o mırıldanıyor , bu beni. yağmur, çalma dilimden şu duayı.

kıyımızı, kısrağımızı yaktı bu melet. ne kaçak ne göçek burada kalıcıyız illa. yüreğimizle . dopdolu. bu akşamüstü o dükkanın önünden geçerken sızladım , sızladık. öyle anlatmak istiyorum ki . o kadar yalın sunmak istiyorum ki . sadece anlattığım kalsın ardımızda . bende bilmiyorum ama , tanımıyorum .
ama sözümün yettiğince dinlesin beni ;

...............(buraya kadar her şey güzel , saf. bir hoş işte . yani önemli olan sonuca erememekmiş, hissedilen o sevda ateşiymiş yalnızlıklarımmış , sözümün yuvasızlığıymış ve benim sırf ona yekten olan meyilimden öte ben onu yazıyorum . almışım ve sözüme döküyorum . deniyorum . kendimce. şimdi o kadar canımız sıkıldı ki. bu mayhoş sızısı değil karşılıksızlığın . ah o beni , şu emeğimi , içimden geçenleri yıkıyor . alçakca ! seni yiyorum içten içe şimdi. bu sızı çok sinsi . ve ben inanın çok kızgınım . buna sebep tek şeyse yuvamıza sokulan hain çomağın gönlümüzü eşelemesi de değil . cevapsızlık . insanı yiyen bitiren zaten bu değil miydi baştan beri. bana bilmediğim şeyleri söyleyecekti . bizi kendimize bırakmak şuan hemde şimdi ah ne büyük yazık . bizimse yaptığımız her şey arsızlıktan ziyade heyecanımızdandı . zira sevdik ve çok sevdik.)


aranıyoruz en içteni. muhabbete hep meşkle baktık . nefesimiz demlisine talip . ki bu dilediklerimin hepsini var'edebilicek bir o vardı gördüğüm . bana bir söz söyle, betimleyeyim .
aranıyoruz en içteni. muhabbete hep meşkle baktık. nefesimiz demlisine talip. ki bu dilediklerimin hepsini yok'edebilecekte bir o vardı gördüğüm. bana bir söz söyle, ardımı dönüp gideyim .




eyvallah.

17 Mart 2010 Çarşamba

Lâ (Nazan Bekiroğlu)

Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.


O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.


Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.



Sonra döndü Âdem'e,
aklına bir şey gelmişti.


Sesi, bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver,
varlığım olsun.


Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.


Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.


Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.


Bir 'ile' koy aramıza

bizi birbirimize baglasın.

16 Mart 2010 Salı

minik bir imge I.

uykuyla uyanıklık arası biraz keyiften sonra araladım gözlerimi. karşımda çatı penceresinden sızan güneş, ne de güzel. insanın böyle güzel sabahlara ne de cok ihtiyacı varmıs meğer. tertemizim.herkes uyanmıs konusmaları duyuyorum . bahcede güzel bir sofra var gene , şıngır şıngır çay kaşıklarının sesi acele et der gibi mutlu bir telaş saldı yüreğime.hemen üzerimi giyinip ahsap , parıl parıl merdivenden iniyorum.haylaz ayaklarım dans ediyor gibi.kapı hafif aralık bahceye dogru gülümseyerek bakıyorum . kocaman günaydınlar sarılıyor bana. ne de mutlu . oturuyorum tabureye . küçükler tabureye oturur.
-hamur kaldı mı ? - deden kızartıyor.
ben sinekliğin ardından görebiliyorum onu , canım benim. canım benim ne de yürekten. yüzündeki ciddi ifadesiyle kızartıyor. kahvaltı sofrası . yaz havası . ailem. biriz. içimdeki sıcaklığı anlatamam. o şımarıklığı. gerci hep suskun bir çocuk oldum ben . gene de kanımın ısındığına çok hınzırdım.
hamur geldi . ben 2 tane yedim . babam ağzıma peynir tıkıştırmaya çalıştı istemedim . kızdılar.
-eda teyze havluyu atar mısıııın ? - al canım.
yalınayak bahceden cıkacagım icin büyükleri gözlüyorum . terlik giyin diye bağırıyorlar hep. ayağıma bir sey batarmış. umursamıyorum . seviyorum arnavutların sıcaklığını yeşillikte çıplak ayak yürümeyi varsın batsın. anlamıyorlar. neyse, çaktırmadan kaçıyorum . koşa koşa kum havuzunun oldugu parka gidiyorum . keşke aklımda olsada söylesem size o ağacın adını. dibine seriyorum havlumu . yapraklar ve gökyüzüne uzanmısım. ellerimin altı cimen. sol gözümün ucuyla ağacın gövdesini görüyorum ne de büyük,ne de heybetli . karıncalar çıkıyor yükseklere. gülümsüyorum. yazı solumak küçücük bedenime.çünkü bana herşey kocaman . herşey büüüsbüyük .yıpranmamışlar. ciğerlerim küçülsün gene . hatta ilk çığlığıma döneyim . ilk nefesime . ciğerlerim yansa. ciğerlerim, aynı arnavutlar gibi.......

15 Mart 2010 Pazartesi

Nereye gidiyoruz ? - Eve, hep eve

çürüyen meyveler gibi,
yıpratır hayat..
küf kokusu , ağır bir yaş arbedesi..


..sonra ;


canan dan bir sızı sardı , bir telaş hali . ellerim ayaklarıma dolandı . yapma yın , dedim yaptılar . yüreğim hızlanıyor ,yüreğim yavaşlıyor , uzuuun soluklar , kısa seri nefes alımları .
sağ elimi havaya kaldırıp durdurdum , pek dolu değil, bu iyi. ne ayakta duracak mecalim vardı ne de birinin bana ufak bir dokunuşuna tahammülüm. sol arka koltuğa kuruldum ,
'' -özür dilerim , bi' kadıköy uzatır mısınız ? ''
uzattı. aslında bende verirdim o parayı ama yapmadım . yoğun bir his geçidi gibi şu minibüs caddesi şimdi. saat kaç ki böyle karanlık olmuş . düşünecek ne çok şey doğurdu şimdi bana . aklımda türlü sorular . ne azad etti beni ne de hapis. canım çok sıkılıyor , kafamı şu cama yaslasam kirli olmasa keşke , tabaka saç yağları . neredeyse önüme düşeceksin ama gene de dayanma sen oraya dedim, belki koklar saçlarını.
gidiyoruz biz. ağır yükler yüklenmişiz. gerçi o çoktan sikip atmış aşkı . haklıda alçak . keşke olmasa. ahh adi , ah kevaşe siyahını beyaz yaptında kuşaklar senin mi oldu . yazık ettin hayat . çalan o değil sensin , bilirim ki ne çok hayali var hepimizi içine koyduğu , kutucukların her birinde birer insan . iyi de düşünen , iyi de biri . belli ki çoğu konuda rütbesiz ama vasıflı . hakkını veren kibirlilerden. buğday tarlası gibi bir zekası var , ha buğday tarlası dedim diye hemen sanma ki rûzgarda öyle kıvrım kıvrım sallandırıyor gerdanını . yook o öyle biri değil . buğday bereketindendir. haslığına gelince kardeleni seçerim . kardelen gibi mübarek . ya da gözlerim öyle söyledi , dilimde onların yalancısı . bilmem artık . da' olmadı be . canım sıkıldı , sıkıldık biz.
yaklaşıyorum . gelmişim bile , acele ettirdiler papuçlarım . gerek yok dedim ,dinlemediler.
ah işte serüvenlerimin sokağı , ulan büyüdün be çuçu bacak . küçükken derlerdi bana böyle , çuçu bacak diye. şimdi boşver onu bunu geldik , gir kapıdan .
girdim.oturdum.bekledim.sadece o kapının ağzını açıp seni kusmasını bekledim. içim ısınmadı hiç, çayıma küstüm. dakika 64 , biri omzuma sordu , çakmak var mı diye. kibrit var dedim , har diye yanar. onun olsun , verdim . gözüm hala o kapıda 15 tane pencere. ne ilginç . gülmeye başladım. bana baktılar , rahatsız oldum . arada sana seslendim. duydun ama çok yorgundun . hasta oldun uyuyordun . varamadın . ben ayaklandım , onlar gitmediler . yüreğim ayaklandı . alabora. ben ondan yana olmadım . keskin durmak gerekti. öyle durdum . ah ulan kahpe sen çaldın cananımın siyahını beyaza !
ulan hayat dedigin insanı yiyen etobur. kimi kimden korudun sanıyorsun. ölüyorlar orada , ölenler var! toprak oluyor her nefes alan . sevenlerim ,sevdiklerim var bak şu ayagın altında. ben aşk-ı şahadet ettim , seccadem çok temiz vesselam . sen kendini nefisten saydın ya. ondan kabul olmadı bu ibadet halim.boşversene arkadaş adımıma destek olan o değil şu iki dizim . yol hiç bitmez , yürüyorum . güzergâh evdir gene.
bu sefer bir farklı tuttu elim kapıyı . hoşcakal biz gidiyoruz. bir el'vedayla okşadım kapıyı , aklımda son sahnelere yaraşır bir şarkı. ağır majör.sıkıldık biz,darlandık. üzülmedik ama simdi . korunduk çünkü .


saçlarım mı ?
onları hiç koklamadı..

(Rivayet) Ab-î Ru

biliyor musun onu görenler olmuş
güneşten kavrulan tahta bir iskelede omzuna sancak gibi koyduğu zift damlatan bir kalemle koşuyordu diyorlar
koşuyormuş nereye yetişecekse


'
o eşikte; elimde zehirli bir mantar, diğer avucumda kana kana doyamadığım Ab-ı lâl ve sepya rengi yılanlar vardı asmaların köşesinde gezinen. geçtikleri her yerde mürekkep lekeleri bırakıyorlardı.gökyüzünden bana paralel ters duran piramitlerden, yağıyordu yağmur..

cihad tek bir yürekten bana yükseldi sonra, tek bir nefes söylendi şu kelimeler ;
''bedihi dur ki , bulantı sıçramasın yüreğine.efsunlu olanı yılanlar sokmaz.''

'


-uyandığımda aklım orada mı diye gayriihtiyari şüpheye düşüp saymaya başladım; I , II, III..

Zahir iz hattı

dedim ki ;

alıp ellerimden uçursam mı seni ?
bir güvercini atar gibi değil ama
taklacı bir güvercin sadece gülümsetir
bir şahin gibi
uz ve uç olana varırmışcasına
savaşçı gözlerle izleyesin diye
yitiktir çubuğunun uzunluğuca ama
bir kibritin alevi har diye yanar

alıp ellerime uçursam
alıp ellerimden uzlara kavuştursam
zihnini hiç bir zaman yakalayamacağım ne de gördüklerini göreceğim
çünkü bu çölde anca yürürüm ben
senin gördüklerini ne aklımdaki ne de ayağımın altındaki kumlara anlatamam
hem buradaki safir kumların kelimelere ihtiyaç duyduğunu sanmam
-
eşik benim ellerim olsa ya
eşiğimden başlasan çırpmaya özgürlük miğferlerini
ben bu kuma basarım
dudağımda çatlar topuklarımda
ancak çölde bile umutsuzluk yoktur
zamanında derya olanın yapacağı en güzel seferdir bu
deryadan sahraya
ellerden havaya
-
varlığımla cürmümü veriyorsam basa basa , topuğumdaki kuraklık altındaki ;
ha mütevazi bir yosun, ha mütecaviz kum.
istediğimde bu sarının içinde de elhanı duyarım.

;

belki en uzunca rüyamı tepeden tırnağa anlatırım , anlamsız bile olsa yaparım bunu .
(hayırlara vesile olsun)
size onu cok anlamlıymıs gibi sunarım.
eger rüyamdaki kus, sürünüyorsa , size bu gördüklerimi öyle bir ballandırırım ki ;
ertesi sabah duydugunuz kus sesinde, anlatıklarımın gercekligi konusunda bir kac saniye ikileme düsecek kadar inandırırım zihinlerinizi rüyama.

ama iste bir sey var
bir sey
bunu anlatamam
bu elimle olmaz
ona ulasmam , sendelemeden yürümem , düzgün hareket etmem , makina gibi düsünmem , keskin olmam gerek
böyle bir seyi dillendirmek icin , önce gercekten yasamam gerek
yoksa bu yaptıgım en büyük haksızlık olurdu..

affedersiniz..

''Zerreleri havaya savuruyorum ve duyuyorum kanatların sesini..''

bir kıyıda yorgun bir gezgin oturur
bu oturan
kaybolmuş oğuldan başka kim olabilir?



en çokta; sahip oldugu binlerce kanadı vardı , onu kıskandım
yüzünde martılar vardı diyorum , inanın bana
bu benim kuşa dönüştürdüğüm simitlere benzemiyor hemde
gözleri deniz , kıyıları martı , elleri kağıttandı..


''ipso facto , non semper ea sunt quae videntur... ''

eh işte

bir tat var damakta..
böyle suyun tadı yok gibidir ama kana kana ictiginde alırsın ya doyasıya , öyle bir tat..

iki dudagım var
iki yüzüm
iki kalbim
iki elim

birinin söyledigini biri asla söylemez
biri gülümserken öteki durgundur
biri cok severken öteki hep mahkumdur
biri cizerken öbürü hep bos durur

biriyle baskalarını öpmüşümdür
biriyle baskalarına gülmüşümdür
birini sadece digerleri kırmıstır
biriyle sadece hayata yazmısımdır

ama..

bir uzatsan cehreni, bu ilk busemdir ve ilk sözüm
bir baksan benden yana, bu sadece sana tebessüm
izninle, bu ilk sevgim
bu elimle yazdıgım ilk yazım
ve ben sadece birinin saclarına dokunmak icin ilk kez bu denli hisleniyorum..



dürüst olalım , sevdigimiz her an daha da yöneliriz arabeske..

Ab-î Efsun

yaratıcısının öğretisini sindirmeye başladı mı yarattığına olan aşk-ı eda'yla hazma uğrar yokluk duygusu..
'yok' ,değildir artık..yokluk değildir hiç bir şey..
varlık katılır içine..özünün acısı diner,durulur poyraz rüzgârları..
seçemedigi kelimeleri , itaatle cümlelere dönüşür..ve zaman akar kumların saatinden,bir kuşun kanadından düşen tüy gibi savrulur benlik..istemsiz değildir bu kaçış..

gök'ayna bakar yüzüne..gök'suret olur..kendini izler..yaklaşır,yanaşır usulca mavinin şefkatine..yansır,yadsıyarak geçmişi..değişim başlamıştır,bir kuşağıdır artık göğün..içinden kuşlar akar..
her bir karesi ayrı bir yudum , bir deryalar denizi , abıefsun'a..
yâ..

Mavi oluş

adem 'ile' havva hanımın işlediği nasıl suçsa
suçluyum bende o kadar
bir güzel günahtan düşmüş bir tohumdan ne beklersiniz ki başka
suçludur insan!
suçlu mudur insan?
aşktan gelmedim mi ben
üşümez miyim bende
ateşi yaklaştırsan tenime yanmaz mıyım
insanın oğluyum sonuçta hakkım var hissettiğim için can acıtmaya
ölümlüyüm ve de
bitecek hepsi
zaman ilaçtır biliyorum
ama inkar etmem ben gerçeğimi
bir günahın tohumudur dünya
bir bebek nasıl katil oluyorsa
bir can nasıl çıkıp gidiyorsa ebediyete
bir yağmur damlası ötekine nasıl değmiyorsa
bir deniz nasıl dalgalanıyor
bir kalp nasıl atıyorsa
güneş nasıl doğuyor
yerini zamanı gelince nasıl ay'a bırakıyorsa
yaşayıp nefes almış bir beden nasıl toprak oluyorsa
bir kul nasıl bir kulu resmedip yaratabiliyorsa
dünya nasıl yeşilse
çöller zamanın bir vaktinde nasıl deniz
su tekken nasıl renksiz birken nasıl maviyse
benimle bir olursan maviyim bende
toprak nasıl güzel kokarsa nemlenince
insan .. her şeyde var
insan her şeyi bir damla, bir güneş, bir ay, bir dalga, bir yeşil, bir mavi gibi başarır elbet
aşk nemidir toprağın, insan toprak, insanın nemi aşktır
imkansız yoktur değil mi deniz?
soruyorum size
yağmur değil mi?
yok, değil mi güneş ?
ay?
herşeyi yaratabilir
herşeyi yok edebilirim
ben varlıktan doğmaz yok olmaz'dan gelen
ben bir bebekten katile dönüşen
beni yitik bırakan sadece zamandır
beni güçlü kılacakta elbet
ben ay'a aşkı sunan
dünyanın tohumu insan

merhaba ben insan
ölümlüyüm aynı zamanda
atan kalbim durur elbet
yalnız en acısı atarken susturmaktır onu
kalbimin dili var benim
aşktan geldim ben
gideceğimde odur elbet...


benimle her şeyi yaratırsın 'sen'
beni mavi
beni toprak
beni dilsiz
beni suçlu
beni masum
beni güçlü
beni ay
beni güneş
beni deniz
beni çöl
beni varya,beni herşey
yapabilecek olan
senin nemindir
insan olmak ne erdem ne erdemsizliktir..

düşünsene.. damla damlaya değmeden denize düşerken
damla tekken nasıl duru ve şeffaf
birken nasıl dalgalı köpük köpük maviyse
o mavi bir zaman geçip nasıl çöl olup kuruyabiliyorsa
sahra bile olsa semadan düşecek 'bir damla aşk' maviye kılabilir beni..
ne erdemli ne erdemsiz
sadece hisseden şeffaf bir insanım ben.

maviye çalsana beni !