27 Eylül 2010 Pazartesi

kur saatleri

gözlerini kapadı varlık'ına ve yokluk'una..
zaten kimse sormamıştı bu hüznün sebebini..
ellerini açtı gecenin hüznüne..gözleri hüzünleri yaladı..hüzünler gözlerini..iki damla oldu aktı..
''iki kristal damlası''..
''bir gece düş'ü değildi sadece zihinde raks eden..''
bir sürü anlam doğuyordu sancılanarak..bir sürü kan döküyordu zihni..bitkin ve bitap düşmüştü dimağı..artık yorgundu,yorgun ve suskundu kelimeler..
dalgalandı büyük bir zafer coşkusuyla, iç'i..ama hemen geçti..neydi onu böylesine sözsüz bırakan..bekleyişleri mi yoksa..iç'i bölük pörçük..iç'ler'i oyalı..desenleri; derin ve yamalı..

ruh saatleri...bir kum saati..

hiç aşık oldun mu sen ey kum tanesi?
olmadın tabii..olsa; durmuştun eşikte..tam o fânusun içinde..ince belinde..durup dondurmuştun
kalpleri..kor olmuş ve çatlatmıştın..keskin parçalarıysa hissetmekten yoksun tene batırmıştın..

sızı aşkları ve aşıkları..

sızmıştı aşklar..sızmıştı tanecikli kumlar..parlak safir kumları..
saydam düşler geçiyor içimden..,iç ki; sözsüz..
iç ki; serzenişte..
elleri kanamış..elleri kanamış korkaklığından..yüreğinin yüzü yokmuş..
''gece bizi gözetir'' demiş kâhin..gece kalbindedir..gecenin gözü kalbindir..
sunaklarına açtım avuçlarımı..ey kekremsi tad geç damağımdan..bırak aşk yalasın çukurlarımı..
''gök'kubbe çok yakın..akıt bana ey Ay; akıt bana şarabını..''

nüans

Gördüğüm mavi deliliği değildi denizin
Bir çocuğun kuşkusuyla bakan gözlerindeydi korku
Ve dışına değil , içine akardı dalgalar , .

papuç

Çim kokuyor
Alıyor musun ?


O kadar buruklaştım ki..
Yakışmadı.
Hangimize yakışmıştı ki zaten..
Ah ben anlatan tarafıydım hep , göremediniz mi ?
Size ne diye isyan edecekmişim ben ?! Hemen kabartmayın o delik göğüslerinizi..
Karanlık akıyor yüzüme ama başımı Deniz'e çeviriyorum , hemen geçmese de işime yarıyor..
Cicili bicili giydiririm sizi
Kırmızı ruganlar alırım ya da siyah beyfendi papuçlar
Takarım nasır ayaklarınıza
Bir kurdele ya da papyon bağlarım o herkese kıldan ince boyunlarınıza
İki sırtınızı sıvazlar kucaklarım
Öperim bile gözlerinizden
Dertleşiriz de gece gelince
Hiç benim olmadığını yeni anladığım saatlerimi veririm sizlere
Anlatırız
Anlaşırız
Sonra arkamı dönerim bir eve dönüş vaktidir
Kıçımda bir acı olur bir kırmızı rugan tekmesidir kıran çanağımı
Yada simsiyah bir çift , beyfendinin papuçları..


Çim... , Islak çim kokuyor
Alıyor musun sende..
?

26 Eylül 2010 Pazar

~ballı süt

Gözlerimi açtığımda gene aynı burukluk vardı.Bu sabah yaşadığım, çoğu sabahla aynı gene.Neyin burukluğudur nereden sızdı içime bu sinsi, bilmem.Sabah demeyelim aslında, çünkü uzun zamandır güneşin doğuşunu göremedim ben. Uykumun düzensizliğinden ve bu gri bina yığınlarından hep erteledim,ertelendi.. İzin verdim kaçıp gitmesine hayatımda olabilicek o çoğu güzel şeye yaptığım gibi.Kendimize bilmiyorum sizde yapar mısınız ama bence yapıyorsunuz, ne kadar haksızlık ettiğimizi cümlelere döktüğümde ve o zâhirli anlarda bilincimi aldığımda fark ediyorum.
Neden artık gözlerimi açınca bu buruklukla uyanıyorum .
Bu ne zamandır var, bilmiyorum ?
Kendini bu kadar irdeleyen insan her zaman korkaktır ya da yanlış.
Merhaba :) Her ikiside benim onların.

Kahvaltımı yapmadan sigara yaktım gene..
Perdelerimi açmadım , odam hala mor. Ne yazık!
Ellerimde ve vucüdumun belirli yerlerinde çok beyaz tenli oldugumdan damarlarımın keskin hatlarını ve renklerini görebiliyorum.Mavi dolanan damarlar.Mavi, hep melankolik gelmiştir bana.Ne zaman unuttum ben o mavinin içindeki kırmızıyı.
Kan kırmızı,aşk kırmızı.. KIRMIZI'yı ne zaman melankoliye boğdum ben .. Lanet okuyorum.


İçimde zift var sanki.Zehirlendikce zehirleniyorum.
Artık .. bu kadar geç uyanmak istemiyorum.
Mesela; Ballı süt içmek istiyorum güne başlarken,iyi hissetmek.
Planlı olmak istiyorum, yazı yazmayı çok sevmeme rağmen kendime hiç sadık olamadığımdan günlük bile tutamazdım, hala da tutamam ben.Halbuki unuttuğum ne çok gün,ne çok hüzün,ne çok gülücük veya ilk öpücüğüm vardır benim .


Arkadaşlarıma bakıyorum (Ne arkadaşlar ama) ulan herkesin bir işi var bir yere koşturuyor . Yapılacak tonla görevi,kurtaracak dünyaları var. Ben dibine kadar dünyanın yanlışlarında boğuluyorum . O kadar yazık , o kadar kötü var ki , tiyatro simgelerinin somurtkanı oldum düşüne dururken.


Ulan salak ! Sen güya bu dünyanın yanlışlarıyla baş edecek , yaratılmış ama görülmeyeni resmedecek , kaçırılan ayrıntıyı yaza yaza, kazıya kazıya gözlerine sokacaktın fanilerin .
Ama yanlış ilk başta sensin, mor odanda oturup, yeşil düşlerin içinde, beyazı hayal etmek,kırmızı'yı arzulamak ?
Yo-yok bunu herkes yapar.Bunu herkes yapar..


Kaldır kıçını hadi.Sen herkes misin ?!
Hiç bir filazof senin gibi sefa pezevengi değildi hani.


-Haklısın Hazal
-Haklıyız tabi

...

güneş bat.
güneş dooooğ.

-

CCzzzzzıt..
(hassiktir! aha süt taştı,neyse.)
-Anneeeeeeeeeee bal nerdeydii !!!?


~o baldan tadan bir daha susamazmış hiç.

V

bir düş görürsün
dişi düşler geçer mahreminden
bulutlar olur dolu dolu
pastel çoçuklar oturmuş üzerine
kırılmış tebeşirlere ağlayan
köpekler vardır ıslak
nem kokan topraklar
yünlü battaniyeler uçar üzerinden
alırsın kırmızıyı eline
meme kokan kadınlar dans eder
eflatun tenli meşrep kadınlar
giysileri de yoktur onların
ayaklarında halhalları
boncuklar dökersin ayaklarına o kadınların
bir balon vardır sessizliğine aşina olduğun
boktan yargılar vardır sana dokunamayan
bir kağıt süzülür yukarıdaki bir yerlerden
kahverengi bir parşömen
dilinle yazarsın yazılar
saçmalarsın öylesine
sikmişim gerçeğini , umrumda değil
uyanırsın sonra..

22 Eylül 2010 Çarşamba

Kızıl Vazo

''Rıza bey şişeyi sizin gönlünüz niyetine nişanlıyorum.
AAaaa Vurduuuum!!''
Evet Hülya Koçyiğit' filmdeki rolünde böyle tamda böyle söylemişti.. Rıza beyin gönlüne niyetlenmiş ve öyle vurmuştu, yalı bahçelerinde , kütüğün üzerinde bulunan şişeyi.

ve Rıza bey'le , elmacıklarına damlayan yağmurla dudaklarından çoşkuyla ''Terkedilmiş bir şatoya benziyor!'' dediği avcı kulübesinde yağmurdan korundular .
da unuttular ..
Dolu , daha yakınlarındaydı.


(ben bu filmin sonunu izlemedim.
evet, bunlarıda öylesine yazdım.aslında sadece şunuda yazabilirdim içimden geçenleri bu sabah söylemek niyetinde olsaydım; ve yazıcaklarım çok kısa ve öz olurdu;
Şerefini sikiyim senin köpek! )

15 Eylül 2010 Çarşamba

çünkü ben ,

bir seyyahın düşleri ve keşiş buluşlarının olduğu ufak bir piramit üzerinde, tek ayak dengedeyim.. -denebilir.
ve ruhların hepsi ellerimdeki mektuplarda belirlenmiş yazgı hükmünden, bana kulak kabartıyorlar , sordular
-neden yaptın ? , diye , bende söyledim ;
-çünkü ben , tanrı olmak istedim .

bi ' zaman

buğulan Ay , dolan boyun köprüme.. damarlarımın şahı ışığına akar tek hüzmenle .. beni ve tüm benleri dola , nefsimiz sana iştahlansın bir tek ve sözlerse , bakışlara bıraksın ağırlıklarını.. çünkü ışığın parlatır iki yuvaya sığınmış kapanmaya meyilli neftilerimi..


-


Haber olsun dört bir yana miğferlerimizi atıyoruz kervanım! Ve sur sesi aşka imkan etmiyormuşsa meğer..Çalınsın varsın..Ancak bilindirin herkese, duysunlar, görsünler ki, aşkım daim tekti ve o sesime selamı edebilmeyeyse anca ''O''nun nefesi yeterdi..Ay, bir pusuladır,sur ise sadece bir ''ile''dir ; beden denilen , çamurdan varlığımızın arasına.. şimdi al nefesi ve bir ile koy aramıza..
bizi birbirimize dola..

13 Eylül 2010 Pazartesi

sözüm ona

bir tılsımı olmalıdır hayatın
vazgeçilemeyen bir öfke gibi

10 Eylül 2010 Cuma

Peşini bırakmam !

Teyzem iki gün evvel tam olarak şunu söyledi ;
'Aamaaaağn Hazal geçmişe mazi sikilmişe Niyazi derler sende! boşvericeksin kızım sen böyle yaparsan hiç mutlu olamazsın' bense o an sadece oturduğum sitenin bitişiğinde hayatını işlettiği bakkalla idâme ettiren Niyazi amca da dahil olmak üzere , içimizde yaşayan diğer Niyazileri düşündüm .
Ayıp ediyorduk biraz.
Ve aklımın ürünü başka bir soruysa şuydu; bunların hepsi doğru olabilir miydi , ya sikilmişe hakikaten Niyazi diyen bir güruh varsa ,
Ve devam ettim , utanmadım ve düşündüm bu konu üzerine, şansımı zorladım , evet nedenini düşündüm sadece bir dörtlük kâfiyeli olsun diye olamazdı bütün bunlar .
Niyâzi , sikilmişe Niyâzi diyor olabilirlerdi ..
Peki neden Niyâzi , söyle bana Neden ?

birinin teki bana dedi ki ;

sen şair olmak için doğmuşsun anacım ,
sevemiyor ama aşka gelince yapamadığın her şeyi yapıyorsun .

işte o birinin tekinin söylediği bu cümlenin tekini çok beğendim . haklıya yakındı çünkü , tam olarak değil ama . (cızt , açık kapılar bırakmalı insan . hooop , pencüseee , severler güzeli gencüse .)

olmayan'ı istemek

seni çok yapar oldum .

ben bunları 05.26'da yazdım .

Evet bu gecenin sabaha dönmeye yakın bir vaktinde farkettim bunu .
gerçekten ihtiyaç duyduğum eksikliğimi ve esrikliğimi tamamlayan ve bir o kadar yokeden bir dostmuş .
Eskilerden bir dost bile olabilirmiş bu . Ne güzel şey mazi dediğine gülümsemek hiç ummadan . Belkide ben bunu istemeden yaptığım için bu gece , evet belki de ondan beni bu denli etkiledi bilemiyorum . Ama ne olduysa , ben istemeden hayat dediğimiz bu çılgın akışın sunusudur karşıma çıkan .
Evet bu gece yani ; 10.09.2010 tarihli bu gece yani İsa peygamber doğalı 2 bin sene olmus anasını sattığımın . Ya da Dünya, turunu bilmem kaçınçı katzilyon kere tamamlamış ve gene Türkiye coğrafyasının Marmara bölgesinde bulunan Tekirdağ şehrinin bu kısımcığına Güneş doğmaya bir kaç saat kala , evet tamda ben farkında olmadığım bir bunaltıyla devam ediyorken ütopyamda tahayyüllerime , tamda bu gece evet ; ne 'O' , zamanında kalbimin en derini diye bildiğim yere dokunan insanın aklında ben , ne de benim aklımda o , ' yoktuk '.
Karanlığın içinden çıkagelmiş bu dosta selam edebilmiş olmak çok sevindirdi beni .
Konuşmaya ihtiyacım varmış meğer.. bazen insan kendinin farkında olmuyor . Bu benim gibi Kendi kendiyle sürekli konuşan Allah'ın sevdiğini umduğu deli kullarından biri de olsa . Yapamıyor . Farkedemiyor içinde bazen istenilenleri , arananları. Geçmiş dediğim kısacık ömrümün bilmem kaçıncı vaktinde çok sevdiğim , çokca , epeyce , harbidence sevdiğim bu insanı görmek nasıl mutlu etti anlatamam .
Belki de benim hakikaten yakın zamanda bulmam gereken, geçmişten gelen bir sunudan ziyade, gerçek bir dosta ihtiyacım vardır ciddi ciddi he ?
İnsanlar ne güzel o zamanın en şen şakrak en gençliğe örnek dizisindeki gibi dostuklar kurarken ne iyi be .
Kıskanıyorum sizleri ey ''Friends'' dizisinin gerçek hayat versiyonları .
Kıymet bilin ,
Çünkü ben galiba bu gece ciğerlerimin sigaraya yaptığı yatırımın tek başına daha bir sıkıcı , nescafenin bittikten sonra ağzımda nikotinle oluşturduğu kafeinsel kekremine daha bir bulantılı olduğumu , evet 'ihtiyacım olduğunu farkettiğim şu güzel duygu'yla daha bir sıkıldım , bulandım .
Yalnızlık; sadece kaçakların üzerine örttüğü, portmantoda en kalın sanılan bir pardesü yanılgısıdır .
Çünkü ben bu gece kendimin , içtiğim sigara zıkkımının , nescafemin ve sanal zırvalara olan takıntılarımın dışında boğazıma oturan yumrukla farkına vardım ki ,
Çünkü ben bu gece biliyorum ki ,
Kıymet bilememişim .
Ağladım biraz , evet .
Ve ,
Evet koydu biraz .

-bunları tetikleyen, maziden dostum ,
H.E 'na .



(Biz verendada otura dururken eniştelerimin belkide gecenin daha sabah olmamış bu vaktinde balığa gideceklerini hiç bilemezdim o olmasaydı, çünkü belki uyurdum ben ve belki bilemediğim için onlara ''Haydi o zaman Rastgelsin!'' diyemecektim . Ama dedim , işte bunu yaptım bu gece , belki de bu yüzden her şey sürüsüne bereket olur . 'Yürü Yâ Kulum!' der ; Râbb . Yürürüz belki be .. Ne de güzel olur o zaman işte , hepsi belki de tetiklenmeyi bekliyordu . Belki sadece benim bunları düşünmüş olmam bile güzel şeyleri bana getirir . Güzel biri olurum o zaman bende . Mutlu , sevimli , herkesce sevilen ve karşılıgını verebilen. Saygı bile duyarım o zaman belki insanların anlattığı o güzel masallara . İşte kendime has , nâcizane , anlanmayı pek istemeyen, bir o kadar da açık yazımın bu kısmıda sana'ydı(?) , yakın olduğumu düşünmeyi istediğim Dost . Rastgele .. )

2 Eylül 2010 Perşembe

umu

sebebini bilmediğim hallerden geçiyor gönül kuşum ..
çırpına ,
çırpın .

sözlerim var odamda bir ben sayıkladığım , düşünce sözleri hepsi , bir lavanta tütsüsü gibi ağır ve kalıcı .
bir kadın , kadınlığını daha elzem görmemişte içine sindirmiş .
bir erkek gibi rivayeten amma hissini ona sorasın .
anlatmak için hangimizin rütbeye ihtiyacı var ki , deliriyorum ben .
hepimiz aynı 'yol'da, aynı ezanın huzrunda ve bir başına ..
türlü adım atıyorum
bazısına solla başlıyorum .
beni anlayan olmadı .
ben anlattığımı umdum .

öyle boşluklara öyle renkler koydumdu ki , aldı gözümü ..
gönlün ipek elyafını sürdümde kattım onu buna , bunu ona ..
kapattımdı da gözlerimi .
bir ses bile duymadım sonra .
ağır bir hastallığım var gibi , ağır damlalı bir yağmur sanki dolular kenefleniyor durgunluğuma .
başlangıcını anlayamadan sonu düşünür oldum . sonra kendime yaptığım bir güzellik olan melodiyi sindire durdumdu da biraz âlim oldum .
dinliyorum senden Ney ..
7 parmağın hüznü , 7 günün akısı çığıl çığıl ..
boğumlarımda kan birikiyor . kan bunun adı kan , size ölümden bahsetmiyorum ben .
ağır bir hastalığın mızmızlığı sadece üzerimde ki .

ve bir saçması delinin ... ;
o saçmayla vuruldum ben .

saçlarım boynuma dolanıyor ve çekiyor beni iç döşeğime .
siniyorum .
umularımın ise dizleri kırık , şahlanamıyor be efkâr.
-sebeplerini ise biliyordum , kör gözüm , kör gönlüm . biliyorduk tabi .. tabi , tabii de , susuyordukta bir yandan . bitmedi arbede .
-de ' ne zaman idare etmedik ki ?