6 Aralık 2011 Salı

böyle bir şeydi

Bir sevgiliyi neresine bakıp da sevmeliydi , bilmiyordu . Uzun yenli kollarına mı ? Gözlerine ? Konuşurken dudaklarını mı izlemeliydi yoksa ? Ya da hevesli ve sık nefeslerle anlattığı bir şeyleri dinlerken mi ? Nasıl sevilirdi ki bir insan ? Hakkını vererek yaşamak istiyordu , onu . Sanki bakışını bir noktasında uzun süre tutsa , gözlerini onun vücudunda ki herhangi bir yere saplasa , göremediği diğer kıvrımlarından kaçırıyordu aşkı . Doyumsuzluğuna bırakmıştı kendini yaşadığı her şeyin . Çünkü yetmeyecek ve yettiremeyecek kadar çoklardı . Bir sevgiliyi yaşamaktı bu , iki kişiyle oluyordu . Bir defa oluyordu sanki . Ne son oluyordu aslında , ne de ilk . Hiç yıpranmayacak canlılıktaydılar . Aşkın iki yaşayanıda aç ve çocuklardı . Sonra , sonra bazen çok büyüklerdi , dev gibi . Birimizden tekine Cansın diyorlardı , diğeri bu yüzden daha şanslıydı . Çünkü, adımı her çağırdığında bir başka seslendiriyordu , bir başka can veriyor , bir başka yaşatıyordu beni ağzının içindeki dünyada . Ağzının içinde bir dünya vardı evet . Ve bazen , bazen ''Sus'' gezegeni çarpıyordu dünyasına . Ben o dünya dönmediğinde üzgün hissediyor ve dilimin tüm gücüyle yeniden yeniden döndürüyordum .
Şimdi bana Ay'a gitmek nasıldır acaba diye sorsalar afedersiniz ama -çokta sikimde, derim.